"ağca ceyran" kelimesinin anlamı nedir?
ağca ceyran: ak ceylan. "Ağca ceyran sürme çekip gözüne." (Ak ceylana benzetilerek sevgilinin güzelliğinin vurgulanması.)
ağca ceyran kelimesinin ardından gelen kelimeler
ağıl: koyun ve keçi sürülerinin gecelediği çit ya da duvarla çevrildiği yer.
ağır zürbe: yabankazı, yabanördeği, turna gibi kuşların uçarken yaptıkları büyük dizi, katar.
ağmak: yukarı çıkmak, yükselmek. 2- akmak, karışmak.
ağyar: başkaları, sevene göre sevgilisiyle görüşenler.
aharam: akarım. "Aharam seller içinde."
ahdipeyman: yemin, yemine dayalı sözleşme, antlaşarak yapılan sözleşme.
ahd ü peyman: yemin, yemine dayalı sözleşme, antlaşarak yapılan sözleşme.
ahen: demir, zincir, kılıç, katı, acımasız.
aheste: yavaş, ağır, yavaş yavaş
ahi: Arapça kardeş anlamına gelen bu sözcük, hem ustaları, hem çırakları içine alan esnaf loncalarının liderine verilen ad olmuştur.
Hızlı kelimeler listesi
âbşar: su şırıltısı, çağıltı.
alâyiş: gösteriş, debdebe, tantana, ziynet.
argaç: davarların açıkta toplu olarak yattıkları yer, düz dağ sırtları.
Bedahşan (Badakşan): Afganistan'da eyalet. Merkezi Feyzabat şehridir. Kökçe nehrinin yukarı yatağında çıkan -bir yakut türü olan- lacivert taşıyla ünlüdür.
bergüzâr: anı, anılmak için verilen armağan.
birke: büyük havuz, gölcük
burçak: baklagillerden, taneleri hayvan yemi olarak kullanılan yıllık bir yem bitkisi. Bu bitkinin mercimeğe benzeyen tanesi.
cündî: atlı, mahir binici.
dandan: gürültü, patırtı, kavga.
derviş: yoksul, varlığından benliğinden geçmiş kişi, tarikata girmiş kimse.
Kırk Makam: Sufi'yi Tanrı'ya götüren yol dört kapı ile belirlenmiştir. Yola, Tarikata giren bu kapılardan sıra ile geçecektir. Bunlar, Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat kapılarıdır. Her kapının on dört özelliği vardır ki, bunların topuna birden Kırk Makam denir.
farz: 1.Müslümanlıkta özür olmadıkça yapılması zorunlu, yapılmaması günah sayılan Tanrı buyruğu. 2.Doğru sonuca varmak için yapılması zorunlu olan.
ferişte: melek, günahsız suçsuz kimse
fitne: bela, sıkıntı, ara bozma, karışıklık çıkarma.
Hâbil: Hz. Âdem'in oğularından biri.
hali: tenha, boş, sahipsiz yer, kayıtsız, uzak.
has: iyi, güzel, en güzel.
ırılmak: ayrılmak, uzaklaşmak, yorulmak.
imdi: şimdi, buna göre, bu durumda, artık.
irtikâp: bir kötülük işleme, yiyicilik, rüşvet yeme.
kamet: namaza başlama işareti, namaz kılmak için okunan ezan. Boy, boy-pos, endam.
kıyam: ayağa kalkmak, namazda ayakta durmak.
lengi: topallık, aksaklık.
mesnet: muvazene, denge, dayanak.
merek: dam, ahır, kulübe, samanlık.
mişvar: tavır, hareket, gidiş.
mülevves: kirli, pis, bulaşık, alıkoyulup sonraya bırakılmış veya durdurulmuş olan. Karışık, intizamsız.
nagam: nağmeler, güzel sesler.
nisar: saçan, saçıcı, saçıp dökme.
parlı: parlak, ışıldayan, göz kamaştırıcı.
pervane: mumun, ışığın çevresinde uçuşan küçük kelebek.
pul: eskiden kullanılan akçadan küçük para.
rükû: eğilmek, namazda eller dizde eğilmek.
sarvan: çadır, gölgelik, kervan başı, tahtadan yapılmış balık sırtı şeklinde çanta.
sofi: tasvvuf yolunu tutan kimse. İslam felsefecisi.
sûz: sıcaklık, yanma, yanış.
şahne: vergi toplayıcı, tahsildar.
tavaf: çevresini dolaşmak.
tımar: devlet tarafından geçim için verilen toprak.
ümmet: bir peygambere inanıp bağlanan cemaat.
yaylamak: gezip dolaşmak, yaylaya çıkmak, kokmak.
zekât: İslam inanışına göre helallığını sağlamak için mal ve paranın her yıl dağıtılması gereken kırkta biri.
zıbın: bezden yapılma iç hırkası veya iç gömleği.